İmam Hasan el-Mücteba bu hutbeyi, Muâviye ile sulh yaptıktan sonra Muâviye’nin, ‘Bizim Faziletlerimizi Anlat’ demesi üzerine irâd etmiştir.
Allah’a hamd-ü sena, resulü Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine salat ve selamdan sonra şöyle buyurdu:
Beni tanıyan, kim olduÄŸumu bilir, ama tanımayan bilsin ki ben Resulullah’ın oÄŸlu Hasan’ım. Ben, beÅŸir ve nezir (müjdeleyici ve korkutucu) olan Peygamber’in oÄŸluyum. Ben, risalet makamına seçilen Mustafa’nın oÄŸluyum. Ben, meleklerin kendisine salavat gönderdiÄŸi kimsenin oÄŸluyum. Ben, bu ümmetin kendisiyle ÅŸereflendiÄŸi kimsenin oÄŸluyum. Ben, Allah tarafından kendisine Cebrail’in elçi (olarak nazil) olduÄŸu kimsenin oÄŸluyum.
Ben, bütün âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber’in oÄŸluyum. [Allah’ın rahmeti ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun.]
Muâviye (İmam Hasan’a karşı olan) düşmanlığını ve hasedini gizlemeye tahammül edemeyip; “Ey Hasan! Hurmayı bize tarif et.” dedi. İmam aleyhi’s-selâm şöyle buyurdu: Evet, ey Muâviye rüzgâr onu aşılar, güneÅŸ ÅŸiÅŸirir, ay renklendirir, sıcaklık olgunlaÅŸtırır, gece soÄŸutur. Sonra İmam aleyhi’s-selâm önceki sözüne dönerek şöyle devam etti:
Ben, duası reddolunmayan (müstecab-üd da’ve olan) kimsenin oÄŸluyum. Ben, Rabbine olan yakınlığı iki yay kadar ya da daha az olan kimsenin oÄŸluyum. Ben, itaat edilen ÅŸefaatçinin oÄŸluyum. Ben, Mekke ve Mina oÄŸluyum. Ben, KureyÅŸ’in, kendisine istemeden boyun eÄŸdiÄŸi kimsenin oÄŸluyum. Ben, uyanlarının saadete kavuÅŸtuÄŸu, yalnız bırakanlarının ise bedbahtlığa uÄŸradığı kimsenin oÄŸluyum. Ben, bütün yeryüzü kendisi için temizleyici ve secde yeri kılınan kimsenin oÄŸluyum. Ben, kendisine ardarda gök haberleri gelen kimsenin oÄŸluyum. Ben, Allah’ın bütün pislikleri kendilerinden gidererek tertemiz kıldığı kimselerin oÄŸluyum.
Muaviye: “Ey Hasan! Nefsinin seni hilafet arzusuna sevk ettiÄŸini zannediyorum.” dedi.
İmam Hasan aleyhi’s-selâm, onun bu sözüne şöyle karşılık verdi: Yazıklar olsun sana ey Muâviye! Halife ancak Resulullah salla’llâhu aleyhi ve alih’in sünneti üzerine hareket edip, Allah’ın emrine uyan kimsedir. Yemin ederim ki, hidayet niÅŸaneleri ve takva iÅŸaretleri bizleriz.
Sen ise ey Muâviye, sünnetleri imha edip bid’atları ihya eden, Allah’ın kullarını köle ve Allah’ın dinini oyuncak edinen bir kimse-sin. Kazandığın bunca ÅŸan ve şöhreti Allah deÄŸersiz ve sönük kılmıştır. YaÅŸadığın geçici bir hayattır, onun veballeri ise sana kalacaktır.
Ey Muâviye! Andolsun Allah’a ki, O, Cabulka ve Cabulsa isimlerinde, biri doÄŸuda diÄŸeri de batıda olan iki ÅŸehir yaratmış ve ceddim Resulullah salla’llâhu aleyhi ve alih’ten baÅŸkasını peygamÂber olarak onlara göndermemiÅŸtir.
Muâviye: “Ya Eba Muhammed! Kadir gecesi hakkında bize bilgi ver.” dedi; İmam Hasan, İşte bu gibi ÅŸeyleri sor, buyurarak şöyle devam etti:
“Allah yedi gök ve yedi yer yarattı. Cinleri ve insanları da “yedi”den yarattı. Kadir gecesini de (Ramazan ayının) yirmi üçüncü gecesinden yirmi yedinci gecesine kadar olan geceler arasında araman gerekir.”
Daha sonra İmam aleyhi’s-selâm yerinden kalktı.
Biliniz ki, Allah sizi boÅŸuna yaratmadı. Sizi kendi başınıza bırakaÂcak da deÄŸildir. Ecellerinizi yazdı, maiÅŸetlerinizi aranızda paylaÅŸtırdı ki, her akıl sahibi mevkiini tanısın ve bilsin ki, ancak mukadder olan ÅŸeyler kendisine ulaşır ve ondan çevrilen hiçbir ÅŸey ona ulaÅŸmaz. DünÂyada geçiminizi saÄŸlayarak kendisine ibadet etme fırsatı tanıdı size; sizi şükretmeye teÅŸvik etti; (kendisini) anmayı size farz kıldı ve size takvayı tavsiye etti. Takvayı rızasının en son derecesi kıldı. Takva her tövbenin kapısı, her hikmetin başı ve her amelin ÅŸerefidir. KurtuluÅŸa eren takva sahipleri, ancak takva sayesinde kurtuldular.
Allah-u Tebareke ve Teâla buyuruyor ki: “Şüphe yok ki muttakiler için bir kurtuluÅŸ vardır.”[1]
Yine buyuruyor ki:
“Allah, takva sahiplerini, kurtuluÅŸlarına seÂbep olan ÅŸeyle kurtarır; onlar, bir kötülüğe uÄŸramazlar ve mahÂzun da olmazlar.”[2]
Ey Allah’ın kulları! Allah’tan korkup-sakının ve bilin ki, kim Allah’tan korkup-sakınırsa (takvalı olursa Allah) ona fitnelerden kurtulaÂbilmesi için bir çıkış yolu gösterir, doÄŸruya iletir, kemale ermeÂsini saÄŸlar, delilini (saÄŸlam, açık ve) galip kılar, yüzünü aÄŸartır ve Allah’ın kendilerine nimet verdiÄŸi peygamberler, doÄŸrular, ÅŸehitler ve salihlerle beraber isteklerini yerine getirir; ne iyi arkadaÅŸtır onlar!
[1]Â Nebe / 31
[2] Zümer / 61






